banner banner banner
Robensonlar Mektebi
Robensonlar Mektebi
Оценить:
 Рейтинг: 0

Robensonlar Mektebi


William W. Kolderup, bu ani seyahat kararından sonra hiç kimseyle karşılaşmak istemiyordu. Bilhassa yeğeninden uzak durmaya çalışıyordu. Yalnız olduğu zamanlar, sık sık: “Seyahat etmek istiyorsun, öyle mi? diye söyleniyordu. Evleneceğine, seyahat et bakalım!”

Kaptan Turcotte’un emrindeki “DREAM”in makineleri iki yüz beygir gücü olup boşken ağırlığı altı yüz tondu.

Elli yaşında olan kaptan Turcotte, kırk seneden beri denizlerde dolaşan, bilgili ve tecrübeli bir denizciydi. Hayatı boyunca yüzlerce fırtına ve tayfunla karşılaşmış, mücadele etmişti. Karada olduğu zamanlar başı dönüp yalpalayan cinsten bir deniz kurduydu.

Dream’de ayrıca bir tane ikinci kaptan, bir çarkçı, dört ateşçi, on iki tayfa vardı. Kaptan hariç, on sekiz kişiydiler.

Hepsi de birinci sınıf denizciydi. Geminin yüksüz olarak yola çıkacağını düşünen kaptan Turcotte, uskurun havada dönmemesi için geminin hususi depolarına kâfi miktarda su doldurtmuştu.

Kaptan Turcotte, sık sık köşke geliyor, William W. Kolderup’la çalışma odasında uzun uzun konuşuyordu. Bazen sesleri dışarıya kadar aksediyordu. Bu kadar basit olan bir seyahat için, bu kadar uzun konuşmalara ne lüzum vardı? Bunu hiç kimse anlayamıyordu. Fakat herkesin emin olduğu bir husus varsa o da William W. Kolderup’a, kaptan Turcotte’tan başka hiç kimsenin kafa tutmaya cesaret edemeyeceğiydi. William W. Kolderup’un kaptana sevgi ve itimadı sonsuzdu.

En sonunda William W. Kolderup’la kaptan Turcotte tamamıyla anlaşmış göründüler. En sonuncu görüşmeden sonra, kaptan köşkten ayrılırken, başını iki yana sallayarak:

“Böyle bir işe burnumu sokacağım asla aklıma gelmezdi!” diye söyleniyordu.

Bu sırada geminin hazırlığı süratle ilerliyordu. Kaptan Turcotte, haziranın ilk on beşi içinde hareket edebilmek için elinden geleni yapıyordu.

Seyahatin mükemmel geçmesi için hiçbir şey ihmal edilmiyordu. Yelkenler ve makineler teker teker bir defa daha gözden geçirildi, icap ettiği zaman karayla bağlantı kurabilmek için gemiye, buharlı makineyle hareket eden büyük bir kayık bile konuldu.

En sonunda 9 Haziran’da bütün hazırlıklar tamamlandı. Demir almaktan başka yapılacak iş kalmadı. Gemiye çok miktarda canlı hayvan alınmıştı: Aguti, koyun, keçi, horoz ve tavuk.

Ayrıca, ambarlara Amerika’nın en mükemmel fabrikalarında imal edilmiş konserve yiyecekler istif edilmişti. Geminin ilk uğrayacağı liman, Yeni Zelanda’nın merkezi Auckland’di.

Bütün bu teferruatla Godfrey asla alakalanmıyordu. Tartelett için geminin nereye gideceği hiç de mühim değildi. Böyle bir maceraya sürüklenmiş olmak, onu sersemletmeye kâfi gelmişti.

Hareket etmeden önce tamamlanması lazım gelen bir tek formalite kalmıştı: Fotoğraf çektirmek… Bir nişanlı, resmini bırakmadan ve nişanlısının resmini almadan uzun bir seyahate çıkabilir miydi? Bu sebeple Godfrey, seyahat kıyafetiyle Montgomery Street’deki, Stephenson and Co. firmasına gidip resmini çektirmişti. Aynı fotoğrafçı, Phina’nın da şehir kıyafetiyle resmini çekmişti. Böylece, iki nişanlı seyahate rağmen birbirinden ayrılmamış oluyordu. Phina’nın resmi, Godfrey’in kamarasında başköşeyi işgal etmişti. Godfrey’in-ki de Phina’nın yatak odasına asılmıştı.

10 Haziran’da her şey hazırdı. Dream, demir alabilirdi. O gece büyük bir veda ziyafeti verildi. Godfrey’in seyahate çıkışı ve mümkün olduğu kadar çabuk dönüşü şerefine bol bol içki içildi.

Çok heyecanlı olan Godfrey, hislerini saklamaya muvaffak olamamıştı. Phina ise ondan daha cesur davranmış, heyecanını gizlemişti. Tartelett’e gelince, iç sıkıntısını yok etmek için şampanya kadehlerinden yardım beklemişti.

10 Haziran sabahı sonuncu olarak kucaklaşılmış, samimi temenniler tekrarlanmıştı.

Sonra… Gemi ağır ağır demir almış, rıhtımda ve güvertede mendiller kelebekler gibi uçuşmuştu.

6. BÖLÜM

KAÇAK YOLCU

Mükemmel şartlar içinde başlayan yolculuk, hiçbir can sıkıcı hadise olmadan devam ediyordu.

Godfrey’in kamarası, geminin arka tarafındaki yemek salonunun bitişiğindeydi. Kamarada, Goldfrey’in rahat etmesi için her şey inceden inceye düşünülmüştü. Genç adam, bu şartlar içinde, hayatının sonuna kadar seyahat edebileceğini söylüyordu.

Tartelett’in kamarası, Godfrey’inkiyle yan yanaydı. Burada da aynı konforun bulunmasına rağmen, dans profesörü hayatından memnun değildi. Ona, kamara çok dar, yatak çok sert görünüyordu. Fırsat buldukça: “Bir yolculuğun başlangıcı değil, onun nerede ve nasıl biteceği mühimdir!” diyordu.

Yemekler, daha önce kararlaştırıldığı şekilde, yemek salonunda hep beraber yeniyordu. Fakat her an deniz tutmasından şikâyet eden Tartelett umumiyetle yemeklerde bulunmuyordu.

Başlangıçta rüzgâr kuzeyden doğuya esiyordu. Gemi, hafif çırpıntılı bir denizde, güneybatıya doğru süratle ilerliyordu iki gün, devamlı olarak rüzgârın ve geminin istikametinde bir değişiklik olmadı. Eğer kaptan Turcotte’un endişeyle gölgelenen bakışları olmasaydı, seyahatin bu tempoyla devam edeceğine inanılabilirdi. Kaptan Turcotte her gün öğleyin güverteye çıkıyor, hususi aletleriyle geminin vaziyetini tespit ediyordu. Sonra ikinci kaptanla kamarasına kapanıyor, uzun uzun konuşuyordu. Bu konuşmalara bakarak, kaptanın yakın bir gelecekte meydana çıkması muhtemel olan bazı hadiselerden dolayı endişe duyduğu düşünülebilirdi.

12 Haziran sabahı, hiç beklenmedik bir hadise gemidekileri heyecanlandırdı.

Godfrey, kaptan Turcotte ve ikinci kaptan kahvaltı etmek için sofraya oturdukları sırada, güverteden gürültüler ve bağrışmalar aksetti. Aynı anda da baş tayfa yemek salonundan içeri girerek:

“Ambarda bir Çinli yakaladık.” dedi.

Kaptan Turcotte, ayağa kalkıp ön güverteye gitti. İkinci kaptanla Godfrey de onu takip ettiler. Üç tayfa, bir Çinliyi belinden ve kollarından sıkı sıkıya tutuyordu.

Çinli, kırk yaşlarında, sağlam yapılı bir adamdı. Birkaç gündür ambarda havasız ve aç kaldığı için yorgun görünüyordu. Tayfalar onu, tesadüfün yardımıyla saklandığı yerde bulmuşlardı. Kaptan Turcotte, tayfalara işaret ederek, Çinliyi serbest bıraktırdı ve:

“Kimsin sen?” diye sordu.

Çinli, sakin bir sesle:

“Güneşin oğullarından biri!” diye cevap verdi.

“Adın ne?”

“Seng-Vu…”

“Bu gemide işin ne?”

“Seyahat ediyorum!”

“Gemiye hareket edeceği zaman mı bindin?”

“Evet…”

“Memleketine bedava mı gitmek istiyorsun?”

“Evet… Müsaade ederseniz!”

“Seni denize atarsam, yüzerek Çin’e gidebilir misin?”

“Bunu da tecrübe edebilirim!”

Kaptan Torcotte, adamın bu sakin cevaplarına öfkelenerek:

“Gemiye gizlice girip benden bedava seyahat etmek istemenin ne demek olduğunu ben sana öğretirim!” diye bağırdı.

Kaptan Turcotte’un, Çinliyi denize atacağı belliydi. Son derece öfkelenmişti. Bunu anlayan Godfrey araya girerek:

“Bu adamın gemiye binmiş olması, Kaliforniya’dan bir Çinlinin eksilmesine sebep olduğu için sevinmeliyiz!” dedi.

Kaptan Turcotte, başını öfkeli öfkeli sallayarak:

“Hakikaten Kaliforniya’da lüzumundan daha çok Çinli var!” diye cevap verdi.

“Bu adam, Kaliforniya’yı bir Çinliden kurtarmak istediği için merhamete layıktır! Şanghay civarından geçerken onu karaya bırakabiliriz!”